Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2012

kendime öğüt:

"Hayatımın nasıl aktığını düşündükce kendimi ihanete uğramış ya da oyuna gelmiş gibi hissediyorum. Sanki göklerdeki birileri bana oyun oynuyor. Sanki bütün hayatım boyunca yanlış melodiyle dans edip durmuşum."

 "Ümit mi? Ümit en son kötülüktür!
..Pandora'nın kutusu açılıp, Zeus'un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman, orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı: Ümit. O zamandan beri, insanlar yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladı. Fakat Zeus'un arzusunun, insanların, kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.


//Nietszche Ağladığında

8 Eylül 2012

Masumiyet Müzesi'nin Büyüsü

"Rüyamda bir ayçiçeği tarlasındaydım" dedi Füsun. "Ve ayçiçekleri hafif rüzgârda tuhaf bir şekilde dalgalanıyordu. Nedense çok korkutucuydu, bağırmak istedim ama bağıramadım."
Henüz 183. sayfadayım. Bir yandan kitabı, bir an elimden düşürmek istemiyorum, bitirir bitirmez müzeye adımımı atmak istiyorum. Tabii okurken müze için verilen tüm bilgileri de zihnime yerleştiriyorum. Bir yandan da Masumiyet Müzesi'ni bitirmek ve ondan ayrılmak istemiyorum. Belki geç kalmış bir büyü benimkisi ama yine de çok güzel. Çünkü okur okumaz soluğu Müzede alabileceğim! 
 

1 Ağustos 2012

Kürk Mantolu Madonna


Kürk Mantolu Madonna'yı okumayan, okuyup da büyülenmeyen en kötüsü duymayan ve merak etmeyen kalmamıştır.
İçinden martılar geçen, özgürlüğüne kavuşan ve nihayet kafese mahkum olan bir öykü, Raif Efendi'ninki.
Hayatından biraz olsun memnun değilsen ve sürekli, cevabını bilmediğin sorular geçiyorsa zihninden bu öykü, tam da sana göre. Çünkü ya bir ümidi bekleyerek kaçıracaksın, hayatı ya da olmayacak bir ümide sarılarak.
Sabahattin Ali'nin müthiş öykücülüğüyle hayat bulan Kürk Mantolu Madonna'yı ikinci okuyuşum. Yüz kere de okusam bıkmam dediklerimden. Kurgusuyla, örgüsüyle, sürükleyiciliğiyle kendine bir kez daha hayran bırakan Sabahattin Ali'yi merak edenlere de önerim usta yazar Hıfzı Topuz'un Başın Öne Eğilmesin'i.
O halde sizi Kürk Mantolu Madonna'dan bölümlerle baş başa bırakıyorum.

"Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu..."

"Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz. Herkes tabii olanı kabul eder, ortada ne hayal sükûtu, ne inkisar kalır..."

"Aşk hiç de sizin söylediğiniz basit sempati veya bazen derin olabilen sevgi değildir. O büsbütün başka, bizim tahlil edemediğimiz öyle bir histir ki, nereden geldiğini bilmediğimiz gibi, günün birinde nereye kaçıp gittiğini de bilmeyiz. Halbuki arkadaşlık devamlıdır ve anlaşmaya bağlıdır. Nasıl başladığını gösterebilir ve bozulursa bunun sebeplerini tahlil edebiliriz. Aşka girmeyen şey ise tahlildir. Sonra düşünün, dünyada hepimizin hoşlandığımız birçok kimseler, mesela benim hakikaten sevdiğim birçok dostlarım vardır. Şimdi ben bütün bu insanlara aşık mıyım?"

"Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum, dedi. Bu eksik sana değil, bana ait... Bende inanmak noksanmış... Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için sana aşık olmadığımı zannediyormuşum. Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar... Ama şimdi inanıyorum... Sen beni inandırdın... Seni seviyorum... Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum..." 

"Hayır, hayır, o bana daha çok yaklaşmıştı... Aramızda artık mesafe bile kalmamıştı... Fakat işte, sonu diyordum. İnanmamak, inanamamak... Bunun ne kadar korkunç olduğunu her gün, her an hissediyordum. Bu histen kurtulmak için, yaptığım bütün hamleler boşa çıktı... Evlendim... Daha o gün, karımın bana herkesten uzak olduğunu anladım. Çocuklarım oldu... Onları sevdim, fakat hayatta kaybetmiş olduğum şeyi bana asla veremeyeceklerini bile bile..."

"Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, 'Bu böyle olmayabilirdi!' düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır."


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...