hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2012

güneş(im)


"Hayattan beklentiler" diye bir liste yapsam, sıralasam, bir bir isteklerimi. 
Öyle hayalperestçe değil olması gerektiği gibi, hayatın içinden şeyler istesem, mesela.
Bir insan, hayatının ne kadarını beklemekle geçirebilir ki?
Düşünmeden edemiyorum!
Yarınımın ne olacağını bilmemek, beni her geçen gün daha da umutsuz biri yapıyor. 
Umutlara, düşlere gözümü kırpmadan inanan ben, kaygılarımdan sıyrılamıyorum. 
En dingin en huzurlu zamanlarımda bile bir dürtü, beni uyarmaya yetiyor: "Gitmedik, buradayız!"
Uzaktan hayatımın toz pembe olduğunu sananlar, elbette vardır. 
Tıpkı benim, her şeye sahip olduğunu düşündüklerimin en ufak bir serzenişinde içerlemem gibi.
Hani söz diyor ya, "Şikayet ettiğiniz hayatınız, bir başkasının hayalidir."
İşte tam da burada devreye giriyor. 

Elbette hedefler, varılmak istenen duraklar, yol ayrımları... hiçbiri son bulmayacak.
"Bu kadarı bana yeter" diyenlerden olmayacağım, mesela.
Kibirden ya da doyumsuzluktan değil tamamen başarma hırsı ve kendimle ilgili bir şey, bu.
Şuan bile arkama dönüp baktığımda, bunu böyle yapmamalıydım dediğim bir dolu şey biriktirmişsem, bir o kadar da yanlış yapmışım, demektir. Başaramamışım demektir.
İnsan yaşamadan, deneyimlemeden kesinlikle farkına varamıyor.
Gençlik ateşiyle, erginliğe yeni erişmenin verdiği heyecanla attığı her adımı doğru sanıyor.
Yolun sonu ise hüsran...

Bugünüme bakacak olursak, tek yapmam gereken elimdekilerle neleri başarabileceğim.
Belki de hiçbir zaman o "çok şanslı" insanlardan olmayacağım.
Kapılar, benim için kendiliğinden açılmayacak, biliyorum.
Tırnaklarımla kazıya kazıya geçeceğim, o her adımını ezberlediğim yollardan.
Yine, yeniden, yılmadan yollara düşeceğim.
Güneş, elbet benim için de doğacak.

4 Temmuz 2012

ben balıkken...


İşte, tam da beni anlatan bir görsel!
Uzunca bir maratonun son iki adımındayım. 
Bilgi denizinde yönünü kaybetmemek için çırpınan şu balıklardan bir farkım yok. 
 Üstelik hafızam da neredeyse bir balığınkine eş değerken, 
kafamı koyduğum yerde unutacak haldeyim.
Gözlerim mandallarından her an fırlayacak şekilde dolaşıyorum.
Uykularım kaçıyor, kabuslarla uyanıyorum.
Beynimden ve gözlerimin önünden sürekli altyazılar geçiyor.
Yaşadığım stresi ve baş ağrılarımı saymaya gerek yok, sanırım :/
Ben balıkken ve bilgi denizinde kaybolmuşken hayat, gerçekten çok zor.


30 Haziran 2012

zaman-sız


Zaman akıp giderken, geçmez sandığın anların yitip giderken, en beklediğin şey karşına çıkıp dikiliverir! 
Vicdanınla bıkkınlığın arasında bocaladığın zaman ise yine yitirdiğin anlardan oluşur.
Yaşarken, nefes alırken bugün de bitti gözüyle baktığın her an, belki de hayatının kilometre taşlarıdır ve senin haberin yoktur.
Ya en iyisini yapamadığından ya da bu da eksik kaldılarla geçirdiğin zaman, senin kaderin!
Ve en kötüsü de hayallerine kavuşmak için savurduğun zamanın; kaçırdığın aylar, günler, anlar ve hatta saatlerle dolu olması.
Hayat böyle bir şey.
Seçimlerinle var olursun, nasıl sonuçlanacağını bilmeden bir yola koyulursun.
Peki ya sonra?
Sonrası bir kutlama mı yoksa veda mı?
Şimdilik ben de cevabını bilmiyorum. 
Elimden gelen yitirdiğim her anı, yenisiyle değiştirebilmeyi ümit etmek.
Hadi zaman, bu kez bana torpil geç!

21 Nisan 2012

tadı bende kalsın

Keşke daha umursamaz daha savurgan daha amaçsız daha vicdansız, 
daha duygusuz ve nihayet daha mutlu olabilseydim. 
Başımı kaldırıp gökyüzüne her baktığımda, aldığım nefese şükretmek yerine
bulut olup gökyüzüne karışabilseydim.
Keşke kalbimi koruyacak gücüm olsaydı, acımazdı da hem bu kadar. 
Bu kadar yenilmiş olmazdım, o zaman...
Şeffaf bir balonun içindeymiş gibi bakmazdım, dünyaya öyle uzaktan. 
Hayaller kurmazdım, mesela. 
Olmadığında içim acımazdı. Tadı damağımda kalmazdı. 
Her istediğimde bir parça daha koparabilirdim, o zaman...
Keşke sevmek, bu kadar yüce ve bu kadar zor olmasaydı. 
Biraz da kendime ayırabilirdim, yüreğimden.
Koşulsuz sevgiler, peşinde koşmazdım, o zaman...
Keşke düşlemek, bu kadar canımı yakmasaydı.
Beklentiler, bu kadar uzun soluklu olmasaydı.
                              ...
Bir parça hüznüm var, bari onun tadı bende kalsın...

vega - tadın kaldı

12 Nisan 2012

gemilerini kaldırmış gidiyor, hayat ve ben sahildeyim.

Bazen bir şarkı gelir, seni içine sürükler. Dilinin ucuna varmayan şeyleri gelip o, haykırır. Çünkü o şarkıda sen varsındır ve bazen seni yansıtacak en iyi şey, o olur...


                                       

5 Nisan 2012

notlar


** Dostluk, bir ipe düğüm atmak gibi.
Boşluklara yer yok!
Ya sımsıkı bağlısındır ya da hiç yoksundur... 











** Akan zaman, boşa geçen vakit, yanlış insanlar, yanlış tercihler... Hiçbiri geri gelmez. Önüne bak ve yalnızca yürü. Çünkü eskittiğin vaktin yenisi var, çünkü koşmak yeni hatalar doğurur.


** yazdığım, bozduğum.. kimi zaman tekrar tekrar üstünden geçtiğim.. sildiğim, yok saydığım.. ve en sonunda, yalnızca üstünü karaladığım ölü bir zaman, ölü bir şehir, ölü insanlar..



** Sanki bir savaşın tam ortasındayım, elimde ise bir kağıt parçasından başka hiçbir şey yok.




** Oysa senin pencerenden bakınca hayat, öylesine berrak ve pırıltılı ki... Yutkunsam, içime akıtsam, o pırıltı kaybolacak sanki. İçim öylesine buruk. Hüznüm tüm hücrelerime dağılmış gibi. Dışarıda, şuanda, burada veya başka bir kıtada, başka bir coğrafyada "hayat" var!
brenna maccrimmon/yağmur yağar taş üstüne

29 Mart 2012

bir nefes daha!


Bugün penceremi ardına kadar açtım.
Bir nefes fazlasının kime zararı olmuş ki?
Bir kuş daha kanatlarını çırptı, kendi sonsuzluğuna...
Düşündüm, benim sonsuzluğum da bundan ötesi değil aslında.
Sevmek için yaratılmış bir kalbim var, en az gökyüzü kadar uçsuz bucaksız.
Yaşamak için kaç nedene daha ihtiyaç duyar ki insan?





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...