28 Şubat 2010

çocuk!


çocuktun sen aslında.
kendinden büyük laflar eden, hani bir sene sonraya kalsın diye
annelerimizin bir numara büyük aldıgı,
ayakkabılar gibi; bir beden büyüktün işte her şeye.
takdir edilmek, onurlanmak, parmakla gösterilmek
hoşuna gidiyordu, herkes gibi.
çocuktun ama işte.
daha yeni yeni beliren göz çizgilerinle,
sana dair düşlerinle, yeni heyecanlarınla,
ulaşılmaz aşklarınla sadece bir çocuk ruhu.
hani şu kimsenin içinden söküp atmaya kıyamadıgı,
yaşı soruldugunda; kırkında olup hala on sekizinde hissetmek gibi..
koca bir çocuk ruhuydun, sen.
her adımın, her gölgen, her iz bırakışın,
arkanı dönüp tekrar tekrar kontrol edişin bundandı.
farkedilmek istiyordun, aslında.
bilmiyordun ki; asıl farkedişin kendinde oldugunu.
kimsenin seni, senin kadar farkedemeyecegini aslında.
küçük, çocuk oyunlar kuruyordun.
bir çember çiziyordun önce. ortaya oturup, etrafını dolduruyordun.
belki de en kalıcısı onlar olacaktı, elbette bunu da bilmiyordun.
kimler gelip, geçecekti de bir onlar gitmeyecekti.
bir onlar, kolun kanadın olacaktı.
insanlar, ne kadar acımasız bilmiyordun.
kalbinde uçuşan o pır pır kelebekler olmayacaktı, büyüdükçe!
büyüdükçe, neden bir adım daha geriye döndügümü seni görünce anladım.
çocuktun, belki herkes kadar ama en çok benim kadar, senin kadar..
büyümek sadece bu koca dünyanın küçücük bir oyunuydu, bize.
yalnız bırakılmak, terkedilmek, ayrılıklar, sevdalar, hüsranlar...
hepsi bu oyunun bir parçasıydı.
ama bir tek o "çocuk ruhumuz" du, yanımıza kalan...
başımızı nereye çevirsek yanımızda olan.
vazgeçmeyen, terk etmeyen, bir tek o koca ama küçücük bir çocuk ruhuydu;
bize bu hayatta miras kalan.

2 yorum:

The Black Cat dedi ki...

Keşke hep çocuk kalsakta kalbimiz yerine dizimiz kanasa ...

düşlem dedi ki...

Nasıl güzel olurdu..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...